Emeği en iyi görsel anlatır

13 Haziran 2018 Çarşamba - 15:30
Kategori: Haber

PAYLAŞ

Emeği en iyi görsel anlatır
Emeği en iyi görsel anlatır

Kurumsal, endüstriyel, hava, reklam, mimari ve sanat fotoğrafçılığı yapan Ali Kabaş, müşteri işlerinin amacına uygun görsel çözümler üretiyor. Görselliğin ön planda olduğu bu dönemde bütün firmaların görsel konusuna ağırlık vermesinin önemli olduğunu ifade eden Kabaş'ın hikayesine hep birlikte göz atalım

Ali Bey, öncelikle sizi tanıyabiİir miyiz?

Ali Kabaş - Fotoğraf Sanatçısı

Adana’da doğdum, ortaokul ve liseyi Tarsus Amerikan Koleji’nde okudum. Üniversite öğrenimimi ABD’de Massachussetts’de Worcester Polytechnic Institute'da işletme mühendisliği bölümünde tamamladım. Sonra New York’da Columbia Üniversitesi’nde işletme masterı yaptım. Daha sonra Princeton, New Jersey’de Johnson Atelier’de bronz heykel dökümünü öğrendim. 1983 yılında İstanbul’a dönüp, aile şirketimiz Urart’da çalışmaya başladım. İşimiz takı ve sanat galericiliğiydi. 1987’de diğer aile işimiz, dünya çapında iç dekorasyon ürünleri markalarının Türkiye temsilciliğini ve kendi tasarımlarımızın üretimini yapmak üzere, Artepe’yi kurduk. Yedi yaşından beri de fotoğraf çekiyordum ve kendimi o konuda sürekli eğitiyorum. Önce siyah beyaz, sonra da renkli olmak üzere her zaman bir karanlık odam vardı. 1997’de Afrika’da çıktığımız bir Safari gezisinden sonra, zaten çektiğim gezi fotoğraflarımı, araştırmalarım sonucunda stok ajansları aracılığıyla satabileceğimi gördüm. Fotoğraf alanında internetin potansiyelini de fark edip çocukluktan beri tutkum olan fotoğrafı bir meslek olarak yapmaya karar verdim. Sanatçı bir aileden gelmiş olmam ve ailemin desteği de bu kararı almamı kolaylaştırdı. Sonraki süreçte farklı fotoğraf dallarında uzmanlaştım. 21 yıldır sadece bu işi yapıyorum. Fotoğraf sanatçısı olarak İstanbul, New York ve Adana’da yedi kişisel sergi açtım.

Yaptığınız işi tam olarak nasıl açıklarsınız?

Mesleğimi, müşterinin işinin amacına uygun görsel çözüm üretmek diye özetleyebilirim. Ana fotoğraf uzmanlık alanlarım kurumsal / endüstriyel, hava, reklam, mimari ve ayrıca sanat fotoğrafçılığı. Bu konulara bir çok zaman film yapımı da dahil oluyor.

Bu yaptığınız Türkiye’de çok yaygın, bilinen bir iş mi yoksa yeni yeni tanınan bir sektör mü?

Fotoğrafçılık kameranın icadından beri yapılan bir iş dalı. Fotoğrafçının belli konularda uzmanlaşması ve müşterinin de görsel ihtiyaçlarıyla ilgili farkındalık kazanıp işi profesyonellere emanet etmesi ise zamanla gelişti. Ülkemizde de dünyanın biraz gerisinden gelmekle beraber sürekli gelişiyor. Teknik ve estetik standartların Türkiye’de yükselmesi benim gibi sanatçılar için sevindirici bir durum.

 
 
 

Bir firma neden sizinle çalışmalı?

Fotoğraf ve film bir firmanın ve ürünlerinin tanıtımı için son derece önemli unsurlar. “İmaj herşeydir" diye bir söz vardır. Günümüz digital dünyasında belki de yıllarca uğraşarak kurduğumuz, büyüttüğümüz işlerimizi dışarıya anlatmanın en etkili yöntemi etkili fotoğraftır. Bir firmanın verdiği emeği en iyi o fotoğraf anlatır, yaratıcılıkla, iyi kompozisyonla, iyi ışıkla, iyi pozlamayla ve iyi işlemeyle. Artık görsellik her zamankinden çok daha büyük önem taşıyor. Daha az okuduğumuz ama çok daha fazla görsellikle içiçe yaşadığımız, belki bir günde yüzlerce fotoğraf gördüğümüz bir dönemden geçiyoruz. Bu yoğun fotoğraf bombardımanı altında olduğumuz dönemde görsel olarak ayrışabilmek önemli. Bir firmanın öncelikle bu konunun öneminin farkına varması ve sonrasında çözümü üretecek kişiyi çok iyi araştırarak belirlemesi gerekiyor. Fotoğrafçının uzmanlığı, portföyü ve referanslarının yanında her fotoğraf sanatçısının kişiliğini eserlerine yansıtması gerektiğini düşünüyorum. Fotoğrafçı, sadece gördüğünü çeken insan değildir. Kendinden bir şeyler kattığında zaten fotoğraflar ve fotoğrafçılar arasındaki farklar da ortaya çıkıyor. Bunu bir edebiyatçının eserlerine kişisel katkısına benzetebiliriz. Fotoğrafçının çektiği bir iş kendinden bir şeyler katmadan bir “eser” haline gelemez ve sıradan bir iş olarak kalır. Fotoğrafçıları birbirinden farklı kılan tek bir özellik yoktur. Teknik, kişilik, hayata bakış ve görme biçimi gibi pek çok faktörü barındırır.

Fotoğraf çekmek ve uçmak; ikisi de hobiniz iken bir anda işiniz haline gelmiş. Bu konudaki yorumlarınız nelerdir?

Zamanla dalgıçlık, pilotluk gibi hobilerim, fotoğrafın doğal bir uzantısı haline geldi. Çocukluğumdan beri fotoğrafın hemen her dalında, görme ve çekim teknikleri konusunda kendimi eğiterek ustalaştım. Bu sayede farklı çekim ortamlarına uyum sağlamam çok kolaylaştı. Ana işi fotoğrafçılık olan ilk paramotor (motorlu yamaç paraşütü) pilotlarından biriyim. Aynı zamanda uçak pilotu da olduğum için paramotorun fotoğraf çekimine uygunluğunu görünce, 2003 yılında eğitimini alıp uçmaya başladım.

“Hobiniz işiniz olmuş " sözü kulağa hoş gelse de, bu işin de zorlukları veya riskleri muhakkak vardir. Bunlar neler?
Her türlü fotoğraf çekmenin fiziki ve teknik zorlukları var tabi. Suda ve havada çekim yapmak içinse, içerdiği riskler nedeniyle, özel dikkate ihtiyaç var. İnsan fiziğini zorlayan bu tür ortamlarda, istediğimiz kareyi yakalamak, özel bir çaba ve teknik bilgi gerektiriyor. Tekniğini çözdükten sonra fotoğrafçının gözü su altında da havada da aynı şekilde çalışmaya devam ediyor. Önemli olan çekim yaptığınız ortamda kendinizi rahat hissetmeniz. Bu fiziksel şartlar altında kendinizi rahat hissetmeniz, fotoğrafa yoğunlaşmanızı sağlıyor. Bu sıradışı dünyalardaki farklı konular ve bakış açısı da fotoğrafa ayrı bir heyecan ve renk katıyor.

Çalışmalarınız sırasında başınızdan geçen ilginç bir olay / olaylar var mı?
En ilginçlerden iki tanesini anlatayım. İstanbul Ağva’da doğada bir ırmak kenarında prodüksiyon ekibi gerektiren bir ürün çekimi yapıyordum. Çekimi bitirmiştik, o sırada aydınlatma için gereken jeneratör çalışırken sorumlu kişi benzin koymaya kalkmış ve birazını dışarıya dökmüş. Birden yanı başımızda alevler belirdi ve prodüktör arkadaşın otomobiline sıçradı. Otomobil gözümüzün önünde cayır cayır yandı. Neyse ki arkadaş sigortadan bedelini aldı, benim de çok güzel yanan otomobil fotoğraflarım oldu. Havadan Adana sergisi için Adana’da paramotorumla uçarak çekimler yapıyordum. Varda Köprüsü’nü çektikten sonra, yakıtın yeterli olduğunu görüp, Kesiri Han’ı da çekmeye karar verdim. O bölgeye uçup etkili çekim açılarını belirlediğimde yağmur başladı. Yağmurun şiddeti uçuş süremin çok kısa kaldığına işaret ediyordu. İstediğim açıdan bir geçiş yapıp kareleri çektikten sonra ilk bulduğum yere inmeye karar verdim. Her yer ekiliydi ve tarlaların arasında sağlam iniş yapabileceğim sadece dar bir toprak yol vardı. Telsizle arabadakilere beni almak için gelecekleri yolu tarif ettim. Rüzgara karşı iniş yapmam gerektiğinden rüzgarın yönünü belirlemek için bir işaret aradım ama hiçbir şey bulamadım. O sırada yolda yürüyen sarı çizmeli bir yaşlı çiftçi gördüm. Uçarak yanına yaklaşıp motoru rölantiye aldım ve “Rüzgar nereden geliyor?” diye seslendim. Çiftçi rüzgara doğru döndü, iki kolunu yukarı aşağı oynatarak, bu işi bilenlerin yapacağı şekilde rüzgarın yönünü bana gösterdi. Kısa bir tur atıp inişimi sağ salim gerçekleştirdim. Yurdum insanının kıvrak zekası beni bir kere daha şaşırttı.

Yorumlar

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap

İLGİLİ HABERLER